Neden Yalnız Kuran ?
Nisan 30, 2008 yazan: Ali Aksoy

HEPSI AYNI ALLAH’TAN SÖZ EDIYOR
Musevilere göre o Israil’in Allah’i. Tevrat’i Yahudilerin askina yaratan Yehova.
Hristiyanlara göre Isa peygamberin Babasi. Ogluna inananlari kurtaracak.
Müslümanlara göre gökleri ve yeri sevgilisi Muhammed peygamber için yaratan Ilah. Hangi günahi islerse islesin “müslümanim” diyeni cennetine koyacak.
Hepsi de ayni Allah’tan söz ediyorlar.
Bunu yaparken üç dinin mensuplari da Yaraticinin pek çok niteligini ortaklasa kabul ediyorlar. O’nun göklerin ve yerin hakimi olmasi, tüm gücün O’nun elinde olmasi gibi konularda hemfikirler. Bu yönleriyle Kuran’in indirildigi dönemde yasayan Mekkeli müsriklerden pek de farklari yok aslinda.
Evet, onlar da tipki bizim gibi, Museviler gibi, Hristiyanlar gibi Allah’a inaniyorlardi. Yedi gögün ve arsin Rabbinin Allah oldugunu, tüm gücün O’nun elinde oldugunu söyleyenler de onlardan baskasi degildi. Ama bu “inançlilar” hakkinda Kuran’da getirilen yorum hiç de onlarin hosuna gidecek türden degil:
“De ki: “Eger biliyorsaniz, yeryüzü ve içindekiler kimindir?”
“Allah’indir” diyecekler. De ki: “Hala düsünüp ibret almiyor musunuz?”
Sor: “Yedi göklerin Rabbi ve o büyük arsin Rabbi kimdir?”
“Allah’tir” diyecekler. De ki: “Hala korkmuyor musunuz?”
Sunu da sor: “Eger biliyorsaniz söyleyin. Kimdir o, herseyin melekutu elinde olan? O koruyup gözeten, ama koruyup gözetilmeyen?
“Allah’tir” diyecekler. De ki: “Nasil oluyor da büyüleniyorsunuz?” Müminun 84 … 89.
Bu inançsiz “inançlilar” tüm rizkin Allah’tan geldigini de kabul ederler. Isitme ve görme gücünü Allah’in verdigine inanan bu kisiler herseyi Allah’in yarattigi konusunda da hemfikirdirler:
“Sor: “Sizi gökten ve yerden kim riziklandiriyor? Ya isitme gücünün ve gözlerin sahibi kim? Kim çikariyor ölüden diriyi ve kim çikariyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor is ve olusu? Hemen “Allah” diyecekler. De ki: “Hala kendinize gelmiyor musunuz?” Yunus 31.
NASIL DÖNDÜRÜLÜYORLAR?
Kuran bu inançsizlarin Allah’i kendilerinin ve göklerle yerin yaraticisi olarak kabul ettiklerini baska surelerde su sekilde belirtiyor:
“Kendilerini kim yaratti diye onlara sorsan, yemin olsun, ‘Allah’ diyeceklerdir. Peki nasil döndürülüyorlar?” Zuhruf 87.
“Onlara, ‘gökleri ve yeri kim yaratti, günesi ve ayi kim boyun egdirdi’ diye sorarsan, mutlaka söyle diyecekler: ‘Allah!’ Peki nasil döndürülüyorlar?” Ankebut 61.
“Onlara, ‘gökten gelen suyu kim indirdi de onunla topragi ölümünden sonra canlandirdi’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. De ki: ‘Hamd Allah’adir. Fakat onlarin çoklari akillarini isletmiyorlar.” Ankebut 63.
“Eger onlara, ‘gökleri ve yeri kim yaratti?’ diye sorarsan yemin olsun, ‘Allah’ derler. De ki: ‘Hamd Allah’adir’. Ama onlarin çoklari bilmiyorlar.” Lokman 25.
Sura Suresi’nde de inkarcilar gökleri ve yeri yaratanin Aziz ve Alim olan oldugunu söylemekteler:
“Andolsun, eger onlara ‘gökleri ve yeri kim yaratti’ diye sorsan, kesinlikle söyle diyeceklerdir: ‘Onlari Aziz ve Alim olan yaratti.” Sura 9.
Inkarcilarin Allah’i Aziz ve Alim olarak tanimlamalari onlarin Allah inançlarinin çok da yuzeysel olmadigini gosteriyor. Allah’i bazi sifatlariyla tanimlayabilecek kadar yakindan taniyorlar ve bu sifatlarin sahibi olan bir yaraticiya inaniyorlar. Buna ragmen bu kimselerin mümin olarak kabul edilmemeleri Kuran’in dikkat çekici saptamalarindan biri.
O halde Kuran’in “inanç” konusunda aradigi bazi kistaslar var. Gerçekten de Kuran Allah’a inandigini söyleyen her insani müslüman olarak kabul etmiyor. Bu sasirtici gerçegin tek sebebi ise bu insanlarin Allah’a inandiklarini söylerken Allah’in bazi hükümlerini kabul etmemeleri ya da Allah’in hükümlerinin yanina baska hükümler eklemeleri. Yani sirke bulasmis olmadan Allah’a inanmamalari:
“Onlarin çogu sirke bulasmis olmadan iman etmez.” Yusuf 106.
ALLAH, ALLAH ADINA NASIL YALANLANIYOR?
Bu inançsiz “inançlilar” göklerin ve yerin yaraticisinin Allah oldugunu da kabul ederler. Tabii ki Allah’in yanina mutlaka birilerini eklemek kosuluyla:
“Onlara, ‘gökleri ve yeri kim yaratti’ diye sorsan, yemin olsun ‘Allah’ diyecekler. De onlara: ‘Peki Allah disindaki yakardiklariniz hakkinda ne diyorsunuz? Allah bana bir zarar vermek istese, O’nun verecegi zarari uzaklastirabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese, O’nun rahmetini tutabilirler mi?’ De ki: ‘Bana Allah yeter! Tevekkül edenler O’na dayanip güvensinler.” Zümer 38.
Kehf Suresi’nde örnek olarak verilen bag sahibi adam da kiyametin kopmayacagini söylerken Rab’binden söz eder:
“Kiyametin kopacagini da sanmiyorum. Ama eger Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini bulacagimdan eminim.” Kehf 36.
Sebe Suresi’nde ise “kendilerine zulmedenler” olarak tanimlanan bir grup “Rabbimiz” diyerek dua ediyor:
“Ama onlar, tutup söyle dediler: ‘Rabbimiz, seferlerimizin arasini uzaklastir.’ Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onlari efsaneler haline getirdik; hepsini darmadagin ettik. Iste bunda, geregince sabreden, yeterince sükreden herkes için elbette ibretler vardir.” Sebe 19.
Kendilerine gelen resulleri birer insan olmasi nedeniyle reddeden toplumlar da bu itirazlarini Allah adini kullanarak yapmaktalar:
“Kendilerine yol gösterici geldiginde, insanlarin iman etmelerine söyle demelerinden baska birsey engel olmadi: ‘Allah, bir insani mi resul gönderdi?” Isra 93.
Peygamberimizin getirdigini reddeden Araplar da Allah’in varligina inananlardan baskasi degiller. “Allah’imiz” diyerek dua ettikleri Tanri’nin kendilerine azap etmeye gücü yeteceginin de farkindalar:
“Sunu da söylemislerdi: ‘Allahimiz! Eger bu, senin katindan gelmis gerçegin kendisiyse, gökten üstümüze tas yagdir. Yahut bize korkunç bir azap musallat et.” Enfal 32.
Ancak dikkat edilirse gerek bag sahibi adamin, gerek peygamberimizin getirdigi mesaji reddeden Araplarin ortak bir nitelikleri var: Allah’a kendilerine göre bir sekil çiziyorlar ve kendi akillarindaki bu Tanri’nin gerçek Allah oldugundan çok eminler. Kendilerinden baskasinin o Allah hakkinda gerçegi getiremeyeceginden emin olduklari kadar:
“Onlara o kent halkini örnek ver: Hani biz onlara iki kisi göndermistik, onlari yalanlamislardi. Bunun üzerine biz üçüncü bir kisiyle destek vermistik.
Söyle demislerdi: ‘Biz, size gönderilen elcileriz.’
Kent halki dedi ki: ‘Siz bizim gibi birer insandan baska sey degilsiniz.
Rahman hiçbir sey indimemistir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.’
Dediler: ‘Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmis elcileriz.” YaSin 13 … 16.
MÜSRİKLER MÜSRİK OLDUGUNU KABUL ETMEZ
Gökleri ve yeri yaratanin Allah oldugunu, yeryüzü ve içindekilerin sahibinin O oldugunu kabul eden bu ortak kosanlar kiyamet gününde Allah’a ortak kosmadiklarina yemin edecekler:
“Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardir? su da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar.”
“Gün olur onlari bir araya toplar hasrederiz. Sonra sirke batanlara sorariz: ‘Nerededir o birsey zannedip durdugunuz ortaklariniz?’
Sonunda sunu söylemekten baska bahaneleri kalmaz: ‘Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, biz ortak kosanlar degildik.’
Bak da gör nasil yalan söylediler öz benliklerine karsi! Ve iftira için kullandiklari seyler, onlari birakip kayboldu.” En’am 22 … 24.
Bu ayetlerden de açikça görülebiliyor ki Allah’a ortak kosanlar hiçbir zaman müsrik olduklarini kabul etmiyorlar. Bu durum müsriklerin ortak özelligi olsa gerek. Örnegin bugün de dünyanin önemli dinlerinden biri olan Hristiyanliga mensup olanlar tipki Mekke müsrikleri gibi tektanrici olduklari düsüncesindeler. Bakin Baagimsiz Protestan Kiliseleri Basin Danismani Ýsa Karatas Hristiyanlarin tek Allah’a inandiklariini nasil açikliyor:
“Allah tektir diyoruz, ama bu cok basit ve yetersiz bir açiklama. Nasil bir “teklik”tir bu? Incil, bunu biraz daha açikliyor: Allah’in tekligi, “Baba, Ogul ve Kutsal Ruh’tan olusur. Hristiyanligi iyi arastirmayanlar, iyi ögrenmeyenler hemen Hristiyanlarin üç Allah’a inandiklarini sanmaya baslarlar. Oysa Hristiyanlarin üç Allah’a inandiklari iddiasi oldukça yaygin bir yanlistir…”
Allah’a ortak kosmadiklarindan bu derece emin olan Hristiyanlarin kiyamet gününde müsrik olmadiklarina yemin etmesi çok sasilacak birsey olmasa gerek.
ALLAH’A IFTIRA EDEN HADISÇILER
Ayetlerde Allah’a ortak kosmadiklarina yemin eden bu kimseler ‘yalan düzüp Allah’a iftira edenler’ olarak tanimlaniyor. Ayni ‘iftiracilar’ terimi baska ayetlerde de geçiyor:
“Iste bunlar, Allah’in ayetleridir. Bunlari sana hak olarak okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan baska hangi hadise inaniyorlar? Yaziklar olsun tüm iftiraci günahkarlara.” Casiye 6. 7.
“Seytanlarin kimlere inmekte oldugunu size haber vereyim mi? Onlar, tüm iftiraci günahkarlara inerler. Suara 221.
Bu iftiracilarin Allah’in ayetleri disindaki hadislere inananlar olarak tanimlandigini görüyoruz. Ayetlere göre Allah’tan ve O’nun ayetlerinden baska herhangi bir söze inanmak çok açik bir bicimde Allah’a iftira etmek anlamina geliyor.
Üstelik seytanlarin iftiraci günahkarlara indigi vurgulaniyor. Iftiraci günahkarlar Allah’tan ve O’nun ayetlerinden baska hadise inananlar olduguna göre seytanlarin da bu iftiracilara indigi kolaylikla anlasilmiyor mu?
O halde Kuran’daki Allah’in ayetlerinin disinda kalan ve peygamberimize atfedilerek dinin ikinci kaynagi haline getirilen hadisler Allah’a yapilan iftira kapsamina girmiyor mu? Ayetlerin metninden acik bir biçimde anlasiliyor ki, Allah’in ayetleri disinda inanilacak her hadis (söz) Allah’a yapilan bir iftira anlamina geliyor.
Iste bu noktada sormamiz gereken birsey var: Din adamlarimiz ve “müslüman” cemaatlerimiz Hristiyanlar ve Yahudilere kolaylikla layik gördükleri “kafir” ve “müsrik” nitelemelerini kendilerinden nasil bu kadar uzak tutabiliyorlar?
Allah, Kitap’inda ilmin sadece Kuran’da oldugunu, Allah’in ayetlerinden baska hadislere inanilmamasi gerektigini acikca ortaya koyarken tum bunlari önemsemeden görmezden gelen “müslümanlar” acaba bu durumlari icin ne düsünüyorlar?
Süphesiz yaptiklari tek sey Hristiyanlar gibi tek tanrici olduklarindan son derece emin olarak Allah’in Kitap’inin yanina koyduklari ve Kitap’ça men edilen hadislere inanmaya devam etmek. Buna yaparken de Kuran ayetlerini incelemek ve temel almak yerine alimlerinin düsüncelerini tercih ediyorlar.
Kuran’da bizlere Allah’in Zikri’nden uzaklasanlarin kendilerinin halen bir yol gösterici üzerinde olduklarini düsündüklerini anlatiyor. Zuhruf Suresi’nin bu konudaki ayetleri önemli bir tespitte bulunuyor:
“Kim Rahman’in Zikri’ni gormezlikten gelip ondan uzaklasirsa biz ona bir seytani musallat ederiz de o ona can yoldasi olur. Bu seytanlar onlari yoldan saptirirlar. Onlarsa hala yol gösterici üzerinde olduklarini sanirlar.” Zuhruf 36. 37.
“INANDIK” DEMEK YETERLI MI?
Kuran bizlere inanmis oldugunu söyleyen herkesin inançli olmadigini bildiriyor. “Inandik” diyen inançsizlar Allah’in kendilerini denemesiyle kisa sürede kendilerini desifre ediyorlar:
“Insanlar, inandik demeleriyle kendi hallerine birakilacaklarini ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandilar? Yemin olsun ki biz, onlardan öncekileri de fitne yoluyla denemisizdir. Allah özüyle sözü bir olanlari elbette bilecektir. Ve O, yalancilari da elbette bilecektir.” Ankebut 2. 3.
Bu kimselerin özellikleri yine Ankebut Suresi’nde söyle anlatilir:
“Insanlar içinden öylesi vardir ki, ‘Allah’a inandik’ der fakat Allah ugrunda bir eziyete ugratilinca, insanlardan gelen fitneyi Allah’in azabi gibi tanitiverir. Ve eger Rabbinden bir yardim gelirse kesinlikle söyle diyeceklerdir: ‘Biz sizinle beraberdik.’ Allah alemlerin gögüslerindekini en iyi sekilde bilmiyor mu? Allah iman edenleri elbette bilecektir. Ve münafik olanlari da bilecektir.” Ankebut 10. 11.
Insanlar belayla denendiklerinde kalplerindeki gerçekler de ortaya cikmakta… Peygamberimizin yaninda yer alan ve Allah’a iman eden (!) bazilarinin Allah’a verdikleri sözü çok cabuk unuttuklarini görüyoruz:
“Ey iman edenler, Allah’in uzerinizdeki nimetini hatirlayin. Hani, üstünüze ordular gelmisti de biz onlarin üzerine bir rüzgar ve sizin görmediginiz ordular salmistik. Allah, yapmakta olduklarinizi iyice görmektedir.
Hani onlar, üst yaninizdan, alt tarafinizdan size saldirmislardi da gözler kaymis, yürekler girtlaklara ulasmisti. Allah hakkinda türlü zanlarda bulunuyordunuz. Iste orada müminler belaya ugratilarak imtihan edilmisler ve siddetli bir sarsintiyla sarsilmislardi.
Münafiklarla, kalplerinde maraz olanlar söyle diyorlardi: ‘Allah ve resulu bize, bir aldanistan baska birsey vaat etmemis.’
Hani onlardan bir grup söyle demisti: ‘Ey Yesrib halki, duracak yeriniz yok, hemen geri dönun.’ Içlerinden bir grup da söyle diyerek Peygamber’den izin istiyordu: ‘Inan olsun, evlerimiz açik.’ Oysa ki evleri açik degildi; sadece kaçmak istiyorlardi.
Eger Medine’nin her yanindan üzerlerine gelinseydi de onlardan kent icinde fitne çikarmalari istenseydi, onu mutlaka yaparlardi; o konuda fazla gecikmezlerdi.
Andolsun ki, onlar daha önce, geri dönüp kaçmayacaklarina iliskin Allah’a söz vermislerdi. Ve Allah’a verilen söz sorumluluk gerektirirdi.” Ahzab 9. 15.
Kuran’da tanimlanan bu insanlarin ortak özelliklerinden biri de zor duruma düstüklerinde Allah’i hatirlamalari ve ortak kostuklarindan vazgecerek yalnizca O’na yakarmalari:
“Gemiye bindiklerinde, dini Allah’a has kilarak yalvarip yakarirlar. Fakat Allah onlari kurtarip karaya çikardiginda, bir bakmissin ortak kosuyorlar.” Ankebut 65.
“Insanlara bir zorluk dokundugunda, Rablerine yönelerek O’na yakarirlar. Sonra onlara bir rahmet tattirinca bakarsin ki, içlerinden bir grup Rablerine ortak kosuyor.” Rum 33.
“Kara bulutlar gibi dalga kendilerini kusattigi zaman; Allah’a, dini O’na has kilarak yalvarirlar. Fakat onlari karaya ç1karip kurtarinca içlerinden sadece bir kismi dogru yolu tutar. Bizim ayetlerimize ancak gaddar nankörler karsi çikar.” Lokman 32.
“Denizde size bir zorluk dokundugunda, O’nun disinda tüm yakardiklarini ortadan kaybolur. Fakat O, sizi kurtarip karaya çikarinca yüz çevirirsiniz. Insan çok nankördur.” Isra 67.
“De ki: ‘Bir düsünün bakalim! Allah’in azabi yakaniza yapissa yahut o saat gelip çatsa, Allah’tan baskasina mi yakarirsiniz? Dogru sözlü iseniz hadi söyleyin!’ Hayir, yalniz O’na yakarirsiniz da O dilerse yakindiginiz belayi uzaklastirir. Ve siz, ortak kostuklarinizi unutuverirsiniz.” En’am 40. 41.
ALLAH’A ORTAK KOSMAK
Kuran’a göre Allah’a ortak kosmak mutlaka belirli bir esyayi, insani veya herhangi bir simgeyi “Tanri” olarak isimlendirerek ona tapinmak anlamina gelmiyor. Kutsal Kitabimiz ortak kosmanin çok degisik yollarini açikliyor. Bunlarin basinda ise aracilik inanci geliyor. Birtakim insanlari ya da melekleri Allah ile insan arasina araci olarak koyarak onlardan yardim beklemek Kuran’da “ortak kosmak” olarak tanimlaniyor:
“Allah’in yaninda bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar saglamayan seylere kulluk ediyorlar ve söyle diyorlar: ‘Bunlar bizim Allah katindaki sefaatçilerimizdir.’ De ki onlara: ‘Allah’a, goklerde ve yerde bilmedigi seyleri mi haber veriyorsunuz? Sani yücedir O’nun, ortak kostuklarindan arinmistir O.” Yunus 18.
Müsrikler bu aracilardan sefaat umarken hiçbir zaman musrik olduklarini kabul etmiyorlar. Inançlarina göre yaptiklari sadece Allah katinda sayginlik kazanmis kullari araci yaparak Allah’a yakinlasmis olmak.
Kuran çok degisik bir baska ortak kosma örnegini ise bag sahibi zengin bir adamla yoksul arkadasinin öyküsünü anlatarak veriyor. Rabbe inandigini söyleyen zengin adam, zenginliginin hiçbir zaman elinden alinmayacagini, kiyamet kopsa bile kendisine o an sahip oldugundan daha iyisinin verilecegini söyleyerek ortak kosmus oluyor:
“Onlara örnek olarak su iki adami ver: Bunlardan birine, üzümlerden olusan iki baglik vermis, baglarin cevresini hurmalarla donatmis, aralarina da ekinler serpistirmistik. Iki bag da yemislerini vermis, o adamdan hiçbir seyi eksik birakmamistik. Ikisinin arasindan bir de nehir fiskirtmisiz.
Adamin baska bir geliri de vardi. Bu yüzden, arkadasiyla konustugu bir sirada ona söyle demisti: ‘Ben, malca senden zengin, insan unsuru bakimindan da güçlü ve onurluyum.’
Ve böylece nefsine zulmederek bagligina girdi. Söyle konustu:’Bunun sonsuza degin yok olacagini sanmiyorum. Kiyametin kopacagini da sanmiyorum. Ama eger Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini bulacagimdan eminim.’
Kendisiyle konusan arkadasi ona dedi ki: ‘Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratip sonra da bir adam olarak bicimlendiren kudrete nankörluk mu ettin? Lakin, o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç kimseyi ortak kosmam. Bagina girdiginde, ‘masallah, kuvvet yalniz Allah’tandir’ deseydin olmaz miydi? Gerçi sen beni, malca ve evlatça senden basit görüyorsun ama, Olabilir ki, Rabbim bana senin bagindan daha degerlisini verir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de bagligin yalçin bir toprak kesilir. Yahut suyu dibe cekilir de bir daha onu isteyemezsin bile.’
Derken bütün ürününe el kondu. Bag sahibi, çardaklari üzerine çökmüs bulunan bag için harcadiklarina vahlanarak avuçlarini ogusturuyor ve söyle diyordu: ‘Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak kosmasaydim.” Kehf 32 … 42.
Kuran’da verilen bu örnek olay üzerinde gerçekten uzun uzadiya düsünmek gerek. Çünkü Allah’a ortak kostugu belirtilen adam aslinda Rabbe inandigini düsünen biri. Ayetlerde anlatildigina göre herhangi bir insani, melegi ya da nesneyi tanr1 oldugunu söyleyerek Allah’in yanina koymuyor. Ancak Kuran bu kisiyi de müsrik olarak kabul ediyor ve pismanligini ortaya koyuyor.
HADIS EGLENCESI VE KURAN ILMI
Peygamberimizin ölümünden yaklasik 200 sene sonra onu izledigini iddia edenler onun hadislerini toplama iddiasiyla ortaya çiktilar. Ardarda hadis kitaplari yazilmaya baslandi ve bu kitaplar Allah’in kitabi Kuran’in yaninda ikinci bir hüküm kaynagi olarak kabul edildi. Sözde bir Hadis Ilmi olusturuldu.
Oysa Kuran hadis kelimesini her kullanisinda onu yoldan çikis anlamini veriyor, hadisi bir ilim olarak degil, bir eglence olarak tanimliyor:
“Insanlardan öylesi vardir ki, Allah yolundan ilimsizce saptirmak ve o yolu oyalanma araci yapmak icin hadis eglencesi satin alirlar. Iste böylelerine rezil edici bir azap vardir. Ayetlerimiz ona okundugunda, böbürlenerek yüzünü cevirir. Sanki onlari hiç isitmemistir, sanki kulaklarinda bir agirlik vardir. Artik acikli bir azapla müjdele böylesini!” Lukman 6. 7.
Ayetlere göre hadis eglencesi satin alanlarin temel özellikleri sunlar:
Bu kisiler ilimsizce (gayri ilmin) Allah’in yolundan saptirmak ve o yolu oyalanma araci yapmak icin hadis eglencesini satin aliyorlar (benimsiyorlar).
O halde hadise (ilim) adi verilmesi Kuran’a aykiri bir tutum. Çünkü Kuran hadis eglencesi satin alanlari ilimsiz olarak tanimliyor.
Kuran’a göre peygamberimize gelen ilim ise Allah’in kitabindan baska birsey degil. Ilim kelimesinin Kitap’la birlikte kullanildigina ve peygamberimize gelen ilmin Kuran’dan baska birsey olmadigina tanik oluyoruz:
“Iste biz o Kuran’i Arapca bir hüküm kaynagi olarak indirdik. Eger sana gelen ilimden sonra onlarin keyiflerine uyarsan, Allah’tan sana ne bir dost nasip olur ne de bir koruyucu.” Ra’d 37.
“Küfre sapanlar: “Sen gönderilmis bir elci degilsin” diyorlar. De ki:”Benimle sizin aranizda tanik olarak Allah, bir de yaninda Kitap ilmi bulunanlar yeter.” Ra’d 43.
“Onlar kendi dinlerini oyun ve eglence (helvel) haline getirdiler, igreti hayat onlari aldatti. Onlar bugüne kavusacaklarini unutmuslardi. Ayetlerimize karsi direniyorlardi. Bugün de biz onlari unutuyoruz. Yemin olsun biz onlara ilmi (ilmen), fasil fasil detaylandirdigimiz bir Kitap getirdik. Inanan bir topluluk icin bir yol gosterici, bir rahmetti o.” A’raf 52.
Ayetler ilmin sadece Allah’in kitabinda oldugunu vurgularken bir gerçege daha dikkat çekiyor. Bu kitabin ayetlerine karsi direnenler dinlerini eglence (lehvel) haline getirenler. Ayni eglence (lehvel) kelimesinin hadis eglencesi (lehvel hadis) satin alanlar için de kullanilmasi birsey ifade etmiyor mu?
Hadis eglencesi satin alanlarin Allah’in yolundan alikoymak icin yaptiklari, Allah’in ayetleri kendilerine okundugunda ise kibirlenerek yüz çevirdikleri anlatiliyor:
“Insanlardan öyleleri vardir ki, Allah yolundan ilimsizce saptirmak ve o yolu oyalanma araci yapmak icin hadis eglencesi satin alirlar. Iste böylelerine rezil edici bir azap vardir. Ayetlerimiz ona okundugunda, böbürlenerek yuzunu cevirir. Sanki onlari hiç isitmemistir, sanki kulaklarinda bir agirlik vardir. Artik acikli bir azapla müjdele böylesini!” Lukman 6. 7.
SATIN ALMAK, SATMAK NE ANLAMA GELIYOR?
Bir de ayetlerde geçen satin almak kelimesine bakalim. Benimsemek, tercih etmek anlamina gelen bu kelime devamli sapikligi, yoldan çikisi tercih etmeyi anlatmak icin kullaniliyor:
“Iman karsiligi küfrü satin alanlar, Allah’a herhangi bir biçimde asla zarar veremezler. Korkunç bir azap vardir onlar için.” Ali Imran 177.
Satin almanin karsiliginda Satmak kelimesi ise devamli dogru yolu terketmek anlaminda geçiyor. Örne in yenilmesi haram olan seyler açiklandiktan sonra bunun disina tasanlarin Kitap’i satanlar ve sapikligi alanlar oldu u bildiriliyor:
“Allah size lesi, kani, domuz etini, Allah’tan baskasi adina kesileni haram kilmistir. Ama zorda kalanin, siniri asmadan, suna-buna haksizlik ve tecavüze gitmeden yemesinde kendisi icin günah yoktur. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Allah’in Kitap’tan indirdigi seyi gizleyip onu basit bir ücret karsiligi satanlar karinlarinda atesten baska birsey yemis olmazlar. Kiyamet günü Allah onlarla konusmayacaktir. onlari arindirmayacaktir da… Onlar icin korkunç bir azap vardir.
Bunlar yol gösterisi (hüda) satip saskinlik, affedilmeyi satip azap satin almislardir. Ne kadar dayaniklidirlar atese. Bu böyledir. Çünkü Allah, Kitap’i hak olarak indirmistir. Kitap’ta çekismeye girenler sikak’a düsmüslerdir / bütünden uzaklastirici bir kopusun tam içindedirler.” Bakara 173 .. 176.
GERÇEGI KULLANIP GERÇEGI ÖRTMEK
Sahte inançlari dine sokabilmenin en iyi yollarindan biri gerçeklerin arasina yalani katip insanlara sunmak. Hadis rivayetlerinde bu yönteme bol bol basvuruldugunu görüyoruz. Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis bizlere dogruyla yalanin birbirine nasil katilacaginin dersini vermekte adeta.
“Adem ile Musa Aleyhisselam Rableri katinda birbirlerine karsi huccet getirerek mücadele ettiler. Neticede Adem, Musa’ya huccetle galebe etti.
Musa: - Sen, Allah’in kendi eliyle yarattigi, kendi ruhundan ruh üfledigi, meleklerini sana secde ettirdigi, cennetinde iskan edip oturttugu, sonra da yapmis oldugun hatadan dolayi insanlari arza indirten Adem misin? diye sordu.
Adem: - Sen, Allah’in resullukle ve kelamiyla mümtaz kilip sectigi, içinde herseyin beyani bulunan levhalari verdigi ve yavasça konusucu olarak seni kendisine yaklastirdigi Musa’sin. Benim yaratilmamdan kaç sene önce Allah’in Tevrat’i yazdigini buluyorsun? dedi.
Musa: - Kirk yil önce dedi.
Adem: - Peki Tevrat’in icinde “Adem Rabbine asi oldu da sasti kaldi” (TaHa 121) ayetini buldun mu? diye sordu.
Musa:- Evet buldum dedi.
Adem:- Öyle ise Allah’in beni yaratmasindan kirk sene önce benim islemekligimi üzerime yazmis oldugu bir isi islememden dolayi beni azarlayip levm mi ediyorsun? dedi.
Resulullah: “Böylece, Adem Musa’yi huccetle maglup etmistir.” buyurdu.” Müslim, Ebu Hureyre’den.
TEVRAT NE ZAMAN YAZILDI?
Hadis arka arkaya siraladigi dogrular ve temelde isledigi kader konusuyla beynimizi mesgul ederken, gerilerden büyük bir yalani beynimize islemektedir: Tevrat’in insan yaratilmadan önce Allah tarafindan yazilmis olmasi.
Adem’in Allah eliyle yaratilmasi, ona ruh üflenmesi, cennette oturtulmasi ve oradan çikmasi ve Musa ile ilgili dogrular gibi Kuran gerceklerinin arasina bir de TaHa Suresi’nin 121. ayeti eklenince bu uydurma da sanki bir Kuran gerçegiymis gibi aklimiza kolaylikla yerlesebilmektedir.
Oysa Tevrat’in insanin yaratilisindan önce yazilmis olmasi bir Yahudi uydurmasindan baska birsey degildir. Yazar Baki Adam “Yahudi Kaynaklarina Göre Tevrat” adli eserinde bu Yahudi inanisi hakkinda Yahudi kaynaklarindan su alintiyi yapmaktadir:
“Midras Rabah ve diger Rabbani kaynaklarda, dünya yaratilmadan önce yedi seyin yaratildigi, bunlarin ilk ikisinin, Tevrat ile Allah’in tahti oldugu, fakat, bu ikisinden hangisinin önce yaratildiginin bilinmedigi belirtilmekte, hakim görüsün Tevrat’in Allah’in tahtindan önce yaratildigi yolunda oldugu zikredilmektedir.
Galile’li Rabbi Eliezer ben Yose, Tevrat’in dünya yaratilmadan dokuzyüzyetmisdört nesil once, Allah’in hazinesinde oldugunu; Allah’in, onu, çocuklari Israilogullarina vermek icin sakladigini haber vermektedir. Rabbi Simon ben Lakish de, Tevrat’in dünyadan ikibin yil önce yaratildigini söylemektedir.
Buna benzer bir baska görüs, Pesikta de Rab Kahana’da yer almaktadir. Eliyahu Zuta’daki tasvire göre, dünya yaratilmadan dokuzyüzyetmisdört nesil önce, Allah oturmus ve Tevrat’in bütün kelimelerini, tek tek, analiz edip rafineden geçirmis ve denemistir. Bu islemi, her defasinda ayni titizlikle, ikiyüzkirksekiz defa tekrarlamistir. Sonra, Allah, kelimeleri almis ve Tevrat’ina yerlestirmistir.”
BIZE BIN SENE YAKISIR
Tevrat’in insan yaratilisindan önce yazilmis oldugu uydurmasini hadis kitaplarinda bulmamiz bize bu kitaplari yazanlarin sadece Kuran mesajini baltalama çabasi icinde olmayip Ehlikitap inançlarini müslümanliga aktarma faaliyetine giristiklerini de gösteriyor. Gerçekten de Buhari ve Müslim gibi muteber hadis kitaplarinda Kuran’a aykiri Yahudi ve Hristiyan inanclarindan birçogunu bulabiliyoruz.
Zaman zaman bu inanclar aynen korunurken, zaman zaman da müslümanliga (!) adapte edilmekte. Darimi’de yer alan bir hadiste Tevrat’in insan yaratilmadan kirk sene önce yazilmis olmasi iddiasi Tevrat’in yerine Kuran konularak müslümanliga aktariliyor. Kirk senelik süre ise bize yakismayacagindan bin yila çikarilmis:
“Allahu Teala mahlukati yaratmadan bin sene once TaHa ve Yasin’i okumustur. Melekler Kuran’i duyduklarinda: “Müjde bu Kuran kendilerine inen ümmete, müjde bu Kuran’i icine alan bosluklara, müjde bu Kuran’i okuyan dillere, demislerdir.” Darimi, Ebu Hureyre’den.
Kutsal Kitabin mahlukattan önce yaratilmasi konusunda Hristiyanlarin düsüncesini merak edenler ise Yuhanna Incili’nin ilk ayetlerine bakabilirler. Onlara göre de herseyden önce söz vardi.
Ancak Hristiyanlarin derdi biraz daha baska. Peygamberler arasi üstünlük yarisina Allah’in oglu olarak soktuklari Isa insanlar arasinda yasayan “Tanri Sözu” olarak Incil’in bizzat kendisi konumunda. Bu durumda mahlukattan önce var olan “Söz”, Isa’nin herseyden önce var olmasi ve onun Tanri’dan baska birsey olmamasi anlamina geliyor:
“Baslangiçta Söz vardi. Söz Tanri’yla birlikteydi ve Söz Tanri’ydi. Baslangiçta O Tanri’yla birlikteydi. Hersey O’nun araciligi ile var oldu, varolan hiçbir sey O’nsuz olmadi.” Yuhanna 1 - 1 … 3.
AHSENEL, HADIS MI, HADIS-I SERIF MI?
Hadis eglencesi satin alanlar hadislerini “Hadis-i Serif” olarak niteliyorlar. Hadislerinin Kuran’i tamamladigini ve açikladigini iddia ediyorlar. Dinin ikinci kaynagi olarak kabul edilen hadislerin u niteligini acaba Kuran neden görmezden geliyor? Kuran kendi disindaki hadislere “eglence” derken, her nedense sadece Kuran hadisine (sözün) “güzel söz / ahsenel hadis” sifatini layik görüyor.
“Allah en güzel hadisi (ahsenel hadis) mütesabih olarak ifade eden bir Kitap halinde indirmistir. Rablerinden korkanlarin ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri, hem de kalpleri Allah’in zikri karsisinda yumusar. Bu, Allah’in yol göstermesidir ki, onunla diledigini hidayete erdirir. Allah’in saptirdigina gelince, ona yol gösterecek yoktur.” Zümer 23.
Allah sadece Kitap’ta indirdigi hadisi (sözü) “en güzel hadis” olarak tanimliyor. Ve hidayete erdirdiklerine onunla yol gösterdigini söylüyor. Bunun disinda kalanlar ise Allah’in saptirdiklari olarak ortaya konuyor.
Hadis-i serifler de birer hidayet kilavuzuysa ayette neden onlardan bahsedilmiyor? Hadisler Kuran’i tamamliyor, onu açikliyorsa hidayete ermek için onlarin kilavuzluguna da gerek yok mu?
Kuran hadisle ayni anlamda kullandigi kavl (söz) kelimesi için de su tespitte bulunuyor:
“Taguttan, ona kullak etmekten kaçinip Allah’a yönelenlere müjde (büsra) var. Müjdele kullarima. Onlar ki sözü (kavl) dinlerler de, en güzeline (ahsene) uyarlar. Iste bunlardir Allah’in yol gösterdikleri; iste bunlardir, akil ve gönül sahipleri.” Zümer 17. 18.
Inananlarin sözü dinlediklerini bildiren Kuran onlarin en güzeline (ahsenel) uyduklarini söylüyor. O söz ise kuskusuz Kitap’ta indirilen sözün en güzeli (ahsenel hadis). Peki ya hadis-i serifler nerede?
Kitap olarak indirilen ahsenel hadise uymanin yanisira uyulmasi gereken hadislerden söz bile edilmiyor. Ahsenel hadis olan Kuran’a uyanlar Allah’in yol gösterdikleri olarak anlatiliyor ve onlarin akil ve gönül sahibi olduklari söyleniyor.
Oysa ahsenel hadis’e (Kitap) degil de baska kaynaklara bel baglayanlar aklini çalistirmayanlar olarak tanimlaniyor. Çünkü ögüt ve uyari sadece “ahsenel hadis” olan Kitap’ta:
“Andolsun size bir Kitap gönderdik ki, ögüt ve uyarimiz yalniz ondadir. Hala aklinizi çalistirmayacak misiniz?” Enbiya 10.
Sözün en güzeline, Kitap’a inanan bu kullarin ayni zamanda taguta kul olmayan Allah kullari olarak tanimlanmasi da önemli bir ayrinti.
Zümer Suresi’nin yukaridaki ayetlerinde Tagut’a kulluk etmekten kaçinip, Allah’a yönelenlere üjde oldugu bildiriliyor. Bu inanç sahibi insanlara Allah’in yol gösterdiginden söz ediliyor. Ayni tanimlar baska ayetlerde de kullaniliyor:
“Ta. Sin. Iste bunlar Kuran’in ve açik beyanlar sunan Ktap’in ayetleridir. Müminlere bir yol gösterici ve müjdedir o.” Neml 1. 2.
“Süpheniz olmasin ki bu Kuran en kalici, en dogru olan için yol gösterir ve müminlere su yolda müjde verir: Salih isler yapanlar için büyük bir ödül vardir.” Isra 9.
Yol gösterici (hüden) ve müjde (büsra) kelimelerinin daima sadece Kitap için kullanilmasi sizce birsey ifade etmiyor mu?
SEYTANLAR KIMLERE INIYOR?
Rabbimiz kendi ayetlerinden baska inanilacak hiçbir hadis olmadigini söyle vurguluyor:
“Iste bunlar, Allah’in ayetleridir. Bunlari sana hak olarak okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden baska hangi hadise inaniyorlar? Yaziklar olsun tüm iftiraci günahkarlara.” Casiye 6. 7.
Bu ayetlerde Allah’tan ve O’nun ayetlerinden baska bir hadise inananlar açik biçimde iftiraci günahkarlar olarak tanimlaniyor. Daha da acisi bir baska surede seytanlarin iftiraci günahkarlara inmekte oldugu bildiriliyor:
“Seytanlarin kimlere inmekte oldugunu size haber vereyim mi? Onlar, tüm iftiraci günahkarlara inerler.” Suara 221. 222.
Ayni surenin diger ayetlerinde Kuran’in seytanlar tarafindan indirilmedigi vurgulaniyor:
“Onu seytanlar indirmedi. Onlara yarasmaz, zaten güçleri de yetmez. Çünkü onlar dinleyisten azledilmislerdir. O halde Allah’in yaninda bir baska ilaha daha yalvarma. Yoksa azaba ugratilanlardan olursun.” Suara 210 … 213.
Allah’tan ve ayetlerinden baska hadise inanan iftiraci günahkarlarin uzerine seytanlarin inmekte oldugunu göruyoruz. Kuran’i ise seytanlarin indirmeye güçlerinin yetmeyecegi söyleniyor. O halde Allah’in ayetleri disinda hadise inanan iftiracilara inen seytanlarin haktan hiçbir sey indirmedikleri kesin.
Ayetlerde bu gerçekler vurgulandiktan sonra Allah’in yaninda baska bir ilaha yakarilmamasinin emredilmesi tesadüf degil. Çünkü böyle yapanlar aslinda seytan disinda birseye kulluk ediyor degiller.
Seytanlar Allah ve ayetleri disinda hadise inanan iftiracilara indiklerine ve dinleyisten azledildikleri icin haktan birsey indiremeyeceklerine göre Allah’in ayetlerinden baska hadise inananlar Alllah’in yanina bir baska ilah daha koymus oluyorlar.
Süphesiz onlarin yalvardiklari, kulluk ettikleri bu ilah görünüsteki ismi ne olursa olsun seytandan baskasi degil.
RESULE “IFTIRACI” IDDIASI
Allah kendi ayetleri disinda sözlere inananlari “iftiraci” olarak tanimlarken ayni tanimi inanmayanlarin da kullandiklarini görüyoruz. Üstelik kendilerine gelen resulü Allah adina yalanlamak üzere:
“O, yalan düzüp Allah’a iftira eden bir adamdan baskasi degil. Biz ona inanmiyoruz” Müminun 38.
“Yoksa ‘yalan düzüp Allah’a iftira etti’ mi diyorlar? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batili mahveder ve hakki kendi sözleriyle gerceklestirir. Kuskusuz gögüslerin özündekini çok iyi bilir.” Sura 24.
“Biz bir ayeti, bir baska ayetin yerine koydugumuzda - ki Allah neyi indirmekte oldugunu daha iyi bilir - söyle derler: “Sen düpedüz bir iftiracisin. Hayir öyle degil. Bunlarin çoklari bilmiyorlar.” Nahl 101.
Bu ayetlerde de açikça görülebildigi gibi resulleri yalanlayanlar görünüste Allah’a inanan insanlar. Hatta resulün din adina, Allah adina yalanlandigini görüyoruz. Süphesiz bu inancsiz ‘inanclilar’ bunu Allah’i iftiradan korumak adina yapmaktalar. Elbette ki Allah’a iftira eden bu yalanciya inanilmamasi gerek.
YaSin Suresi’nde de Rahman’a inanan ve O’nun adina kendilerine gelen elçileri yalancilikla suçlayan bir kent halki anlatilir:
“Hani biz onlara iki kisi göndermistik, onlari yalanlamislardi. Bunun üzerine biz üçüncü bir kisiyle destek vermistik.
Söyle demislerdi: ‘Biz, size gönderilen elçileriz.’
Kent halki dedi ki: ‘Siz bizim gibi insandan baska birsey degilsiniz. Rahman hiçbir sey indirmemistir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.’
Dediler: ‘Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmis elçileriz.’ YaSin 13 … 16.
Peygamberimizin de Allah adini kullananlar tarafindan yalanlandigini ve kücümsendigini okuyoruz:
“Seni görduklerinde, su sekilde alaya almaktan baska birsey yapmazlar: ‘Allah’in, resul olarak gönderdigi su mu?’” Furkan 41.
Nuh’un toplumunun da Allah’a inandiklarini okuyoruz. Ancak onlara göre Allah’in bir insani resul olarak göndermesi mümkün degil. Allah dileseydi melekleri resul olarak gönderirdi. Çünkü ilk atalardan kalma dine göre Allah’in bir insani resul olarak göndermesi mumkun degildi:
“Andolsun, Nuh’u toplumuna resul olarak gönderdik de o söyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan baska tanriniz yok sizin. Hala korunmayacak misiniz?”
Toplumu içinden inkarci kodaman grup söyle dedi: “Bu adam sizin gibi bir insandan baska birsey degil; size üstünlük taslamak istiyor. Eger Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarimiz arasinda böyle birsey duymadik.” Müminun 23. 24.
Nuh insan olusu sebebiyle reddedilen tek resul degil. Bu red sebebi kendilerine resul gelen diger toplumlarda da gecerli:
“Kendilerine hak kilavuzcusu geldiginde, insanlarin iman etmelerine, söyle demelerinden baska birsey engel olmadi: ‘Allah bir insani mi resul gönderdi?’
De ki: “Eger yeryüzünde doygunluga ulasmis melekler dolasiyor olsaydi, elbette gökten onlara bir melek - resul gonderirdik.” Isra 95. 96.
GÜÇSÜZ RESULLER
Resullerin Allah adina yalanlandiklarini görüyoruz. Bunlarin arasinda “tektanrici” Ibrani kavmine gelen resuller de var. Israil’e gönderilen bu resullerin hemen hepsi yalanlandi ve bir kismi da toplumlari tarafindan öldürüldü:
“Yemin olsun ki, Musa’ya Kitap’i verdik. Ve arkasindan da resuller gönderdik. Meryem oglu Isa’ya da açik deliler verdik ve kendisini Ruhulkudüs ile güçlendirdik. Bir resul size, nefislerinizin hoslanmadigi birsey getirdigi her seferinde büyüklük taslamadiniz mi? Bir kismini yalanladiniz, bir kismini ise öldürüyorsunuz.” Bakara 87.
Toplumunda kabul gören nadir resullerden birinin düstügü durum ise gerçekten ilginç. Bu peygamber kendisine fikir soruldugunda bile Israil’in ulema takimina sözünü dinletemiyor:
“Musa’dan sonra Israilogullarinin kodamanlar meclisini görmedin mi? Kendilerine gelen bir peygambere söyle demislerdi:
“Bize bir kral gönder, Allah yolunda çarpisalim.”
Peygamber dedi ki: “Üstünüze savas yazilir da savasmazsaniz ne olacak?”
Dediler ki: “Nasil olur da Allah yolunda savasmayiz? Yurtlarimizdan cikarildik, ogullarimizdan uzak düsürüldük.”
Nihayet uzerlerine savas yazildiginda pek azi haric yüz cevirdiler. Allah zalimleri çok iyi bilir.
Peygamberleri onlara dedi ki: “Allah, Talut’u size kral gönderdi.”
Söyle konustular:”O bizim üzerimizde nasil saltanat kurabilir? Yönetimde biz ondan çok daha hak sahibiyiz. Ona bir mal genisligi de verilmemistir.”
Peygamber dedi ki: “Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve beden gücü yönünden ustun kildi.” Allah mülkünü diledigine verir. Allah mülkü genisletendir, herseyi bilendir.” Bakara 247. 248.
Peygamberleri yanlarindayken ve Allah’in vahyini onlara bildirirken onu dinlemek istemeyen bu insanlarin verecegi hükme ne ölçüde güvenilir? Allah yolunda savasmaya hazir olduklarini söyleyen bu inançsiz ‘inançlilar’ Allah’in kendilerine gönderdigi krali begenmediler. Peki ya peygamberleri yanlarinda olmadigi ve Allah’in vahyinin gelmedigi bir dönem yasansaydi Talut’un ismi gündeme gelebilecek miydi?
Peki ya peygamberleri Isa ve diger resuller gibi zayif bir konumda olsaydi? Elbette o zaman kendi hükümlerini üstün görecekler ve onu yalanlayacaklar, belki de dinsiz olduguna hukmedeceklerdi. Isin sonu kendilerine gelen Allah resulunu öldürmeye kadar varabilecekti.
DEGERLENDIRME ÖLÇÜSÜ: ZENGINLIK
Talut’un kral olmasini kabullenemeyen bu grup kendilerinin yönetime daha çok layik olduklarini söylüyor. Ve bunu yaparken de Talut’un servet sahibi olmadigini gündeme getiriyor.
Kuran’a baktigimizda tarih boyunca Allah tarafindan gönderilen insanlarin toplumlari tarafindan reddedilme sebeplerinin hemen hemen hiç degismedigini görüyoruz. Toplumu icinde sözü gecen ve zengin biri olmamasi gerekçesi Muhammed peygamberin reddedilmesi icin de kullanilmis:
“Ve dediler: “Su Kuran, iki kent icinden büyük bir adama indirilmeli degil miydi? Rabbinin rahmetini onlar mi bölüstürüyorlar? Dünya hayatinda onlarin geçimliklerini aralarinda biz paylastirdik. Ve onlarin kimini kimine derecelerle üstün kildik ki, bazisi bazisini tutup çalistirsin. Rabbinin rahmeti, onlarin derleyip topladiklarindan hayirlidir.” Zuhruf 31. 32.
Inkarcilar her dönemde kendilerine gelen resulun zengin olmasi konusunda israrli olmuslar. Zengin degilse bile resul olduktan sonra mutlaka Allah tarafindan ona hazineler indirilmeli:
“Belki de sen, onlar “ona bir hazine indirilseydi yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” diyorlar diye gögsün daralarak, sana vahyedilmekte olanin bir kismini terketmeye kalkarsin. Gercek olan su ki, sen sadece bir uyaricisin. Allah ise, herseyin üzerinde bir vekildir.” Hud 12.
“Yahut altindan bir evin olmali, yahut göge yükseltilmelisin. Ancak senin göge çiktigina, okuyacagimiz bir kitabi bize indirecegin zamana kadar asla inanmayiz. De ki: “Rabbimin sani yücedir. Ben, insan bir resulden baska neyim ki?” Isra 93.
Araplar kendilerine gelen resulun zengin olmamasini aciklanmaya muhtaç bir durum olarak görmüs olacaklar ki uydurduklari hadislerde bu durumu gündeme getirmisler. Hadislere göre peygamberimize dünyanin hazinelerinin anahtarlari verilmis ama o bunlari reddetmis:
“Ve emin olunuz ki bana arz hazinelerinin anahtarlari yahut arzin anahtarlari verilmistir.” Müslim, Ukbetu’bnu Amir’den.
“Yerüstü ve yeralti hazinelerinin anahtarlari bana verildi. Fakat ben dedim ki bir gün aç, bir gün de tok kalirim. Toklugumda sana hamdeder, açligimda da sana niyaz ederim.” Tirmizi, Ebu Umameden.
Sözkonusu hadislerin benzerlerine Incil’de rastliyoruz. Isa da benzer bir teklif aliyor ve bunu reddediyor:
“Isa Ruhulkudüsle dolu olarak Erden’den avdet etti ve Ruh tarafindan çöle sevkedildi. Kirk gün müddetle Iblis tarafindan tecrübe olundu. O günlerde birsey yemedi ve günler tamam olunca acikti.
Iblis de ona dedi: ‘Eger sen Allah’in Oglu isen, bu tasa söyle ekmek olsun.’
Isa ona cevap verdi: ‘Insan yalniz ekmekle yasamaz’ diye yazilmistir.
Onu yüksege çikararak dünyanin bütün ülkelerini bir anda kendisine gösterdi. Ve Iblis ona dedi: ‘Bütün bunlarin hükümdarligini ve onlarin izzetini sana verecegim; çünkü o bana verilmistir; istedigime onu veririm. Simdi önümde secde kilarsan, hepsi senin olacak.’
Isa cevap verip ona dedi: “Rab Allah’ina tapinacak ve yalniz ona kulluk edeceksin” diye yazilmistir.” Luka 4 - 1 … 8.
AZINLIKTA KALMAYI GÖZE ALMALISINIZ
Tarihin hiçbir döneminde müslümanlik bir çogunluk dini haline gelmedi. Her zaman toplumlarinda azinlikta kalan ve geleneksel din tarafindan dislanan taraftarlari oldu. Kuran’da da açikça bildirildigi gibi insanlarin çogunlugunun iman etmesini beklemek hayal olmaktan öteye geçmez:
“Sen hirslanasiya istesen de insanlarin çogu inanmayacaktir.” Yusuf 103.
Bir baska ayette ise degisik bir benzetmeyle temizin her zaman azinlikta kaldiginin anlatildigina tanik oluyoruz:
“De ki: “Pisin çoklugu seni hayrete düsürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akil ve gönül sahipleri! Allah’tan korkun ki kurtulusa erebilesiniz.” Maide 100.
Bu nedenle Kuran çogunlugun pesine takilmamamiz konusunda bizi uyariyor. Çünkü çogunluga uymak Kuran’a göre sapitmaktan baska bir anlama gelmiyor:
“Yeryüzündeki insanlarin çogunluguna uyarsan seni Allah yolundan saptirirlar. Sadece saniya uyar onlar ve sadece saçmalarlar.” En’am 116.
En’am Suresi’nin bu ayetinden önceki ayetlerde ise çogunlugun neye inandiginin bir tarifi yapiliyor. Allah’in indirdigi tastamam olan Kitap’in disindaki sözlere inananlarin aslinda ahirete inanmadiklari vurgulaniyor. Bunlar açiklandiktan sonra peygamberimiz çogunluga uymamasi konusunda uyariliyor ve kimin dogru yolda oldugunu Allah’in bildigi soyleniyor:
“Iste böyle, biz her peygambere insan ve cin seytanlarini düsman yaptik. Bunlar aldatmak icin birbirlerine lafin gösterislisini fisildarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardi. Birak onlari, düzdükleri iftiralarla basbasa kalsinlar; Ki ahirete inanmayanlarin gönülleri ona isinsin, ondan hoslansinlar; elde ettikleri seylere sahip olmaya devam etsinler.
Allah size Kitap’i detayli bir sekilde indirmisken, Allah disinda bir hakem mi arayayim? Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildigini biliyorlar. Sakin kuskuya düsenlerden olma. Rabbinin sozu hem dogruluk hem de adalet bakimindan tamamlanmistir.
O’nun sözlerini degistirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi isiten, en iyi bilendir O. Yeryüzündeki insanlarin çogunluguna uyarsan seni Allah yolundan saptirirlar. Sadece saniya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar. Kendi yolundan kimin saptigini en iyi senin Rabbin bilir. Yol göstericiye ulasmis olanlari da en iyi bilen O’dur.” En’am 121 …. 127.
Ayetlerden acikca anliyoruz ki Kitap disinda hiçbir söz Rabbimizden olamaz. Ayrintili bir sekilde tamamlanmis olan Rabbimizin sözleri yalnizca Kitap’tadir. Bunun disindaki sözler ise peygambere düsman olan insan ve cin seytanlarinin iftira amaciyla uydurduklari sözler olarak tanimlaniyor. Bu seytanlarin uydurduklari iftiralara inananlarin ise aslinda ahiret gününe inanmadiklarini anliyoruz. Ve bu kisiler uyulmamasi gereken çogunlugu olusturuyor.
Bu kisiler dogru yolda olduklari iddiasinda olduklarindan kimin yoldan saptigini, kimin dogru yolda oldugunu en iyi Rabbimizin bildigi vurgulaniyor. Bundan sonra ise yol göstericiye (huda) kimin uydugunu yine Rabbimizin bildiginin bildirilmesi de sasirtici degil. Biliyoruz ki yol gösterici (huda) olarak tanimlanan sey Allah’in tastamam olan Kitap’indan baska birsey degil:
“Indirdigimiz açik-seçik delillerle, yol gösterici (huda) mesaji; biz onu Kitap’ta insanlara ayan beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, iste onlara, hem Allah lanet eder, hem de diger lanet okuyanlar lanet eder.” Bakara 159.
“Bu kendisinde hiç süphe olmayan, korunanlar icin yol gosterici (huda) olan bir Kitap’tir.” Bakara 2.
“Ta. Sin. Iste bunlar Kuran’in ve açik beyanlar sunan Kitap’in ayetleridir. Müminlere bir yol gösterici ve mujdedir o.” Neml 1. 2.
“Hiç kuskunuz olmasin ki bu Kuran, Israilogullarina, ihtilafa düstükleri pekçok seyi anlatiyor. Ve elbette o inananlara bir yol gösterici (huden) ve rahmettir.” Neml 76. 77.
BIZ ATALARIMIZDAN BÖYLE GÖRDÜK
Yol gösterici bir Kitap’a dayanmaksizin dogru yolda olduklarina inanan kimselerin bir diger özelliklerinin ise kendilerine Allah’in ayetlerine uymalari söylendiginde verdikleri cevabin atalarindan kalan dine sahip çikmalari yolunda olmasi:
“Görmediniz mi, Allah göklerde ve yerde bulunan seyleri sizin emrinize verdi ve görünür görünmez nimetlerini üzerinize sacti. Insanlardan öylesi var ki, Allah ugrunda ilimsiz, yol göstericisiz ve aydinlatici bir kitaba dayanmaksizin mücadele eder.
Böylelerine Allah’in indirdigine uyun denildiginde: ‘Hayir! Biz atalarimizi üzerinde buldugumuz seye uyariz.’ Peki seytan onlari, alevli atesin azabina çagirmis olsa da mi?” Lukman 20. 21.
“Onlara Allah’in indirdigine uyun denildiginde: ‘Hayir! Biz atalarimizi üzerinde buldugumuz uyariz’ derler. Peki, atalari, birseye akil erdiremiyor, dogruya ve güzele ulasamiyor idiyseler.” Bakara 170.
“Yemin olsun ki, biz bu Kuran’da insanlar icin her türlü örnegi verdik. Sen onlara bir mucize getirsen, o inkar edenler mutlaka söyle diyeceklerdir: ‘Siz eskiyi hükümsüz kilanlardan baskasi degilsiniz.’ Ilimden nasipsizlerin uzerine Allah iste böyle mühür basiyor.” Rum 58. 59.
MÜNAFIKLIGIN BELIRTISI
Kabul edislerinin ardindan sözde müslümanlar olarak Allah hakkinda tartismaya giren bu kisiler Allah yolundan saptirmak icin peygamberimizin resullügüne yaptiklari yalan sehadeti kalkan olarak kullanirlar:
“Münafiklar sana geldiklerinde: ‘Senin kesinlikle Allah’in resulü olduguna sehadet ederiz’ derler. Senin kesinlikle Allah’in resulu oldugunu Allah zaten biliyor. Ve Allah sehadet eder ki münafiklar kesinlikle yalancidirlar. Yeminlerini bir kalkan edinip Allah’in yolundan alikoydular. Onlarin yapmakta olduklari ne kötüdür!
Bu durumun sebebi sudur: Onlar iman ettiler, sonra kufre saptilar da kalpleri üzerine mühüur basildi. Artik onlar incelikleri anlamazlar.” Munafikun 1 … 3.
Kuran’in hiçbir yerinde müslümanlarin agzindan peygamberimizin resullügüne yapilan bir tanikliktan bahsedilmezken bu tanikligi özel olarak gündeme getirenlerin münafiklar olmasi gercekten ilginç. Munafiklarin Allah’in yolundan alikoymak için Allah’in resulü için yaptiklari yalan tanikligi kalkan olarak kullandiklarini görüyoruz. Bunlar müslüman gözüken, hatta özellikle peygamberin resullügünü ön plana çikararak Allah yolundan saptiran insanlar.
Hadis eglencesi satin alanlarin da bunu Allah’in yolundan saptirmak icin yaptiklarini biliyoruz. Sizce hadis eglencesi satin alip Allah’in Kitap’inin yaninda bir baska hadise inananlar Allah yolundan saptiran münafiklardan baskasi olabilir mi:
“Insanlardan öylesi vardir ki, Allah yolundan ilimsizce saptirmak ve o yolu oyalanma araci yapmak icin hadis eglencesi satin alirlar. Iste böylelerine rezil edici bir azap vardir. Ayetlerimiz ona okundugunda, böbürlenerek yuzunu cevirir. Sanki onlari hiç isitmemistir; sanki kulaklarinda bir agirlik vardir. Artik acikli bir azapla müjdele böylesini.” Lukman 6. 7.
“Iste bunlar Allah’in ayetleridir ki onlari sana hak olarak okuyoruz. Öyleyse onlar Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise inaniyorlar? Yaziklar olsun her yalanci iftiraciya! Ki Allah’in ayetlerinin kendisine okunusunu dinler; sonra böbürlenmis olarak inadinda devam eder. Sanki hiç duymamistir onlari. Artik acikli bir azapla müjdele böylesini.” Casiye 6 … 8.
DOSDOGRU YOL (SIRATEL MÜSTAKIM)
Hergün özellikle namazlarda defalarca tekrarlanan Fatiha Suresi’nin 6. ayetinde Tanri’dan bizi dosdogru yola ulatirmasini istiyoruz:
“Dosdogru yola (siratel müstakim) ulastir bizi.” Fatiha 6.
Peki ama acaba bu talebimizi yaparken neye ulasmak istedigimizi biliyor muyuz? Kuran dosdogru yol tanimlamasiyla neyi kastediyor?
Öncelikle peygamberimizin ve daha önceki peygamberlerin dosdogru yolda oldugunu bildiren Kuran ayetlerini okuyalim.
“Sen hiç kuskusuz, gönderilen hak elçilerindensin; Dosdogru bir yol (siratel müstakim) uzerindesin. Aziz ve Rahim’in indirdigi üzerindesin.” YaSin 3 … 5.
“Su da kuskusuz ki, Ibrahim baslibasina bir ümmetti; bir hanif olarak Allah’in önünde egiliyordu, müsriklerden degildi. O’nun nimetlerine sükrediyordu. Allah onu seçip yükseltti ve ona dosdogru yolu (siratel müstakim) gösterdi.” Nahl 121.
Peygamberlerin ve inananlarin dosdogru yola ulasmasini saglayanin ise Kitap’tan baska birsey olmadigina tanik oluyoruz:
“Dediler ki: ‘Ey toplumumuz! Biz, Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini dogrulayan, hakka ve dosdogru yola (tarikin müstakim) ileten bir Kitap dinledik.’ Ahkaf 30.
“Iste böylece sana da emrimizden bir Ruh vahyettik. Sen, Kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarimizdan diledigimize kendisiyle yol gösterdigimiz bir nur yaptik. Hiç kuskusuz sen dosdogru bir yola kilavuzluk etmektesin.” Sura 52.
“Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap’tan saklamis olduklarinizin birçogunu size ayan-beyan açikliyor; çogundan da geciyor. Su bir gerçek ki, size Allah’tan bir nur ve apaçik bir Kitap gelmistir. Allah rizasna uyanlari onunla esenlik ve baris yollarina iletir ve onlari kendi izniyle karanliklardan aydinliga çikarip sasmayan ve sapmayan dosdogru yola kilavuzlar.” Maide 15. 16.
“Onlara, açik bilgi sunan Kitap’i verdik. Her ikisini dosdogru yola kilavuzladik.” Saffat 117. 118.
“Andolsun biz açik bilgiler veren ayetler indirdik. Allah diledigini dosdogru yola iletiyor.” Nur 46.
“Ey insanlar! Size Rabbinizden delil gelmistir. Biz size herseyi açik-seçik gösteren bir nur gonderdik. Allah’a inanip ona sarilanlari O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onlari kendisine ulasan dosdogru bir yola kilavuzlayacaktir.” Nisa 174. 175.
“Rabbinin yolu iste budur; dosdogru, kivaminda. Biz ögüt alan bir topluluga ayetleri detayli bir biçimde açikladik.” En’am 126.
HER DEVIRDE AYNI ZIHNIYET
Kuran’da Islam’a girmelerini peygambere gosterdikleri biri lütuf olarak gören bazi kimseler oldugu anlatilir. Bu kimselerin gerçek inananlar olmadiklari, görünüste müslüman olarak tanimlanabilecekleri bildirilir ve gerçekten inanmalari halinde bunu Allah’in lütfu olarak tanimlamalari gerektigi söylenilir:
“Araplar: ‘Iman ettik’ dediler. De ki: ‘Siz iman etmediniz. Ancak ‘Müslüman olduk’ deyin. Iman sizin kalplerinize girmemistir. Eger Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz Allah, yapip ettiklerinizden hiçbir sey eksiltmez. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Muminler ancak su kimselerdir ki, Allah’a ve Resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuskuya düsmezler ve mallariyla, canlariyla Allah yolunda didinirler. Iste bunlardir, özü-sözü birbirine uyanlar.
De ki ‘Siz Allah’a dininizi mi ogretiyorsunuz? Oysa ki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah herseyi çok iyi bilmektedir.’
Islam’a girmelerini senin basina kakiyorlar. De ki: ‘Islaminizi benim basima kakmayin. Aksine, özü-sözü dogru insanlarsaniz, sizi imana kilavuzladigi için Allah hepinizi minnet borcu altina sokar.’
Su bir gerçek ki, Allah göklerin ve yerin gaybini bilir. Allah yaptiklarinizi iyice görmektedir.” Hucurat 14 … 18.
Anlasilan o ki, zaman ve mekan degisse de bazi sözde iman sahiplerinin zihniyeti hiçbir zaman degismiyor. Önceki ümmetlerden Yahudiler de inanmalari sebebiyle Allah’i minnet altinda biraktiklarini düsünmüslerdi. Baki Adam “Yahudi Kaynaklarina Göre Tevrat” adli eserinde Israilogullarinin gerçek olmadigini gösteren su düsüncelerini aktariyor:
“Rabbani telakkiye göre, Israil, kutsaldir. Milletlerin en cesur ve atilgani Israil’dir. Tevrat, onlarin yüzü suyu hürmetine yaratilmistir. Diger milletler Tevrat’i kabul etmeye layik yaratilmamistir. Bu yüzden Israilogullari, seçkin bir millettir. Bu seçkinlikleri onlara, Allah’i minnet altinda birakma hakki vermistir.
Allah, arsizliklari dolayisiyla, ‘Siz arsizlik ediyorsunuz’ dediginde, onlar: ‘Bize böyle davranmak yakismaz mi? Çünkü, bizden baska senin Tevrat’ini kabul eden olmadi.” seklinde cevap vermislerdir. Allah, bunun, diger milletlerin Tevrat’i almaya ehil yaratilmamis olmasindan kaynaklandigini söylemistir. (Bkz. MR, Ekha, III: 1.1)
AKLINI ISLETMEYENLER KIMLER?
Kuran aklini isletmeyenlerin üstüne pislik ya dirilacagindan söz ediyor:
“Allah’in izni olmadikça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisligi, aklini kullanmayanlar üzerine birakir.” Yunus 100.
Acaba aklini isletmeyip üzerlerine pislik yagdirilanlar kimler? Onlarin kendilerine gelen sözü baskalariyla degistirenler oldugunu görüyoruz. Israilogullari bunu yapanlardan biri:
“Ne var ki zulme sapanlar, sözü (kavl) kendilerine söylenmis olandan baskasiyla degistirdiler. Bunun üzerine biz, bu zalimler üzerine, ürettikleri kötülüklere karsilik olarak gökten bir pislik indirdik.” Bakara 59.
Oysa söz sadece Allah’in olmali ve ögüt ve uyari sadece Kitap’ta… Aklimizi isleterek bunu bir an önce kavramamiz gerekiyor. Yoksa sözü baskasiyla degistirerek kötülük üretmis ve gökten inecek pisligi hak etmis oluruz:
“Andolsun size bir kitap gönderdik ki, ögüt ve uyarimiz yalniz ondadir. Hala aklinizi çalistirmayacak misiniz?” Enbiya 10.
Pislik azabini hak edenler arasinda Allah’in ayetlerinden baska hadise inananlar da var. Bunlar kilavuz Kitap’i ve Rabbin ayetlerini inkar edenler olarak tanimlaniyor:
“Iste bunlar, Allah’in ayetleridir ki onlari sana hak olarak okuyoruz. Öyleyse onlar Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise inaniyorlar?
Yaziklar olsun her yalanci iftiraciya! Ki Allah’in ayetlerinin kendisine okunusunu dinler, sonra böbürlenmis olarak inadina devam eder. Sanki hiç duymamistir onlari. Artik acikli bir azapla müjdele böylesini.
Ayetlerimizden birseyin bilgisi kendisine ulasinca, alaya aldi onu. Iste onlar içindir horlayip yere batiran bir azap. Arkalarindan cehennem. Ne kazanmis olduklari ne de Allah disinda edinmis olduklari veliler onlara hiçbir yarar saglamayacaktir. Çok büyük bir azap vardir onlar icin.
Iyiye ve güzele bir yol gostermedir bu. Rablerinin ayetlerini inkar edenler için, korkunç bir pislik azabi olacaktir.” Casiye 6 … 8.
PISLIK AZABI KALPLERDE
Acaba ayetlerde söz edilen bu pislik azabi ne anlama geliyor olabilir? Kuran’in bir baska suresinde bu azabin maddi bir azaptan çok manevi bir azap oldugu anlatiliyor. Allah’in ayetlerini akilsizca inkar edenler, gizleyenler ve O’nun ayetleri disinda hadislere inananlara inecegini ögrendigimiz pislik azabinin kalpte olusan bir sikinti oldugunu görüyoruz:
“Allah, iyiye ve güzele götürmek istediginin gögsünü Islam’a açar. Saptirmak dilediginin de gögsünü öylesine daraltip sikar ki, o göge yükseliyormus gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisligi iste böyle ativerir.” En’am 125.
KURAN ÜZERINE AKLIMIZI ÇALISTIRMALIYIZ
Allah aklimizi çalistirmak üzere indirdigi kitabin da Kuran oldugunu bildiriyor. Bunun disinda aklimizi kullanmak üzere tavsiye edilen baska herhangi bir kitap yok.
“Biz onu sana aklinizi çalistirasiniz diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.” Yusuf 2.
Ancak bazilari kendilerinin akillarinin fazla isledigini düsünerek baskalarini akilsizlikle suçlarlar. Örnegin Yuhadiler akillarini islettiklerinden çok emindirler:
“Simdi siz bunlarin size inanmalarini mi umuyorsunuz? Bunlarin içlerinden bir grup vardir ki, Allah’n kelamini dinliyorlar, sonra onu kavramalarinin ardindan, bilip durduklari halde tahrif ediyorlardi.
Inanmis olanlarla karsilastiklarinda, “inandik” derler. Basbasa kaldiklarinda ise söyle konusurlar: ‘Allah’in size açtigini, Rabbimiz katinda sizinle tartismada kanit yapsinlar diye mi onlara söylüyorsunuz. Aklinizi isletmeyecek misiniz?” Bakara 75. 76.
SEYTANA KULLUK ETMEYIN
Kuran Yasin Suresi’nde seytana kulluk etmememizi istiyor, ardindan dosdogru yolun Allah’a ibadet etmek oldugunu bildiriyor:
“Ey Ademogullari! Ben size, ’seytana kulluk etmeyin, o sizin açik bir düsmaninizdir’ demedim mi? ‘Bana ibadet edin, dosdogru yol (siratel müstakim) budur” demedim mi?” Yasin 60, 61.
Dosdogru yol (siratel müstakim) teriminin burada kullanilmasi bosuna degil. Ayni terim bir baska ayette söyle geçiyor:
“Sen hiç kuskusuz, gönderilen elçilerdensin; Dosdogru bir yol (siratel müstakim) üzerindesin. Aziz ve Rahim’in indirdigi üzerindesin.” Yasin 3 … 5.
Peygamberin dosdogru yol üzerinde oldugu bildirildikten sonra dosdogru yolun Allah’in indirdigi disinda birsey olmayacagi vurgulaniyor. Bu dosdogru yolu göremeyip aklini isletmeyenler ise Seytan tarafindan saptirilanlar:
“Bana ibadet edin, dosdogru yol budur’ demedim mi? Yemin olsun, seytan, içinizden birçok nesli saptirmisti. Aklinizi hiç isletmiyor musunuz?” Yasin 61, 62.
Aklini çalistirmayanlarin ise ögüt ve uyarinin yalniz Allah’in kitabinda oldugunu anlayamayanlar oldugunu görüyoruz:
“Andolsun size bir kitap gönderdik ki, ogut ve uyarilar yalniz ondadir. Hala aklinizi çalistirmayacak misiniz?” Enbiya 10.
Taguta kulluk etmekten kaçinanlarin sözün güzeline uyanlar oldugu baska ayetlerde söyle vurgulan1yor:
“Taguttan, ona kulluk etmekten kaçinip Allah’a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarima. Onlar ki sözü (kavl) dinlerler de, en güzeline (ahsenel) uyarlar. Iste bunlardir Allah’in yol gösterdikleri; iste bunlardir, akil ve gönül sahipleri.” Zümer 17, 18.
Sözün en güzelinin de en güzel söz olarak tanimlanan Kitap’tan baska birsey olmadigi çok açik:
“Allah en güzel hadisi (ahsenel hadis) mütesabih olarak ifade eden bir Kitap halinde indirmistir. Rablerinden korkanlarin ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri, hem de kalpleri Allah’in zikri karsisinda yumusar. Bu, Allah’in yol gösterisidir ki, onunla diledigini hidayete erdirir. Allah’in saptirdigina gelince, ona yol gösterecek yoktur.” Zümer 23.
YOL GÖSTERICI OLARAK TANIMLANAN NE?
Bakara Suresi’nde dünyada yasayacak olan tüm insanlara yönelik bir hitapla karsilasiyoruz. Insanlar cennetten asagi indirilirken kendilerine bir yol göstericinin gelecegi söyleniyor. Bu yol göstericiye uyanlarin korkmalarina gerek olmadigi, bu kisilerin kederlenmeyecegi vurgulaniyor:
“Hepiniz oradan asagi inin’ dedik. Benden size bir yol gösterici (hüden) ulasir da kim bu yol gösterisime uyarsa artik böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.
Nankörlüge sapip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, atesin dostu olacaklardir. Onlar orada sürekli kalacaklardir.” Bakara 38, 39.
38. ayette geçen “yol gösteris”in Allah’in ayetlerinden baska birsey olmadigi 39. ayetten anlasilabiliyor. Ancak ayni surenin 97. ayetinde bu daha açik bir biçimde ortaya çikiyor:
“De ki: “Kim Cebrail’e - ki o, Allah’in izniyle Kuran’i kendinden öncekini dogrulayici, insanlara yol gösterici (hüden) ve müjde larak senin kalbine indirmistir - düsman kesilirse,” Bakara 97.
Ayette Kuran’in “yol gösterici” olarak tanimlandigini görüyoruz. Hadis-i seriflerden ise söz bile edilmiyor. O halde insanlara ulasacak olan yol gösterici Allah’in indirdigi kitaplardan baska birsey degil. Insanlara ulasip ona uyanlari korkudan ve üzüntüden emin kilacak “yol gösterici”nin sadece Kitap’in içinde oldugu bir baska ayette söyle vurgulaniyor:
“Indirdigimiz açik delillerle, yol göstericiyi (hüden) biz onu Kitap’ta insanlara ayan-beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, iste onlara, hem Allah lanet eder hem de diger lanet okuyanlar lanet ederler.” Bakara 159.
Bakara ve Neml Surelerinin ayetlerinde Allah’in vaad ettigi yol göstericinin Kuran’dan baska birsey olmadigini ögreniyoruz:
“Bu kendisinde süphe olmayan, korunanlar için yol gösterici (hüden) olan bir kitaptir.” Bakara 2.
“Ta. Sin. Iste bunlar Kuran’in ve acik beyanlar sunan Kitap’in ayetleridir. Müminlere bir yol gösterici ve müjdedir o.” Neml 1. 2.
“Hic kuskunuz olmasin ki bu Karan, Israilogullarina, ihtilafa düstükleri seylerin birçogunu anlatiyor. Ve elbette o, inananlara bir yol gösterici (hüden) ve rahmettir.” Neml 76. 77.
Allah’a yalan isnat edenlere ise Allah’in yol gösterisinin ulasmayacagini görüyoruz:
“Farkinda olmadiginiz bir sirada, azap ansizin karsiniza çikmadan önce size Rabbinizden indirilen en güzeline uyun.
Benlik söyle diyecektir o zaman: ‘Allah’a karsi asiri gitmem yüzünden basima gelenlere bak. Alay edip duranlardan biriydim dogrusu.’
Ya da söyle diyecekler: